İçeriğe atla

Vagon-Li Olayı

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Vagon-Li Olayı
Tarih23–25 Şubat 1933
MekânKaraköy, Beyoğlu ve İstanbul'un çeşitli bölgeleri
Konumİstanbul, Türkiye
TürÖğrenci protestosu, iş yeri anlaşmazlığı ve toplumsal gösteriler
NedenCompagnie Internationale des Wagons-Lits / Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi (CIWL)'nin Beyoğlu şubesinde Türkçe konuşan bir çalışanın cezalandırılması
KatılanlarDârülfünûn öğrencileri, Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) üyeleri ve gösterilere katılan diğer kişiler
SonuçŞube müdürünün görevden uzaklaştırılması; Naci Bey'in işe dönmesi; adli soruşturmalar; Türkçe kullanımı ve yabancı şirketlerin faaliyetleriyle ilgili tartışmalar

Vagon-Li Olayı, Şubat 1933'te İstanbul'da, uluslararası yataklı vagon ve seyahat hizmetleri şirketi Compagnie Internationale des Wagons-Lits / Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi (CIWL)'nin Beyoğlu şubesinde çalışan Naci Bey'in Türkçe konuşması nedeniyle yöneticisiyle yaşadığı anlaşmazlık üzerine başlayan ve Dârülfünûn öğrencilerinin katıldığı gösterilere dönüşen olaylardır. Şube müdürü Gaétan Jannoui'nin Naci Bey'e para cezası vermesi ve onu geçici olarak görevinden uzaklaştırması, dönemin basınında geniş yer buldu. 25 Şubat 1933'te düzenlenen ve şiddet içeren öğrenci protestolarında şirketin Beyoğlu ve Karaköy büroları tahrip edildi. Olaylar, erken Cumhuriyet döneminde Türkçenin kamu ve ticaret yaşamındaki yeri, yabancı şirketlerin çalışma usulleri ve öğrenci hareketleri hakkındaki tartışmaların önemli örneklerinden biri oldu.[1][2]

Olayın merkezinde, Türkiye'de Vagon-Li adıyla tanınan CIWL'in uluslararası şirket niteliği ile Türkiye'de yürüttüğü faaliyetlerde Türkçe kullanılması beklentisi arasındaki anlaşmazlık bulunuyordu. Naci Bey ve Jannoui'nin basına yansıyan anlatımları verilen cezanın gerekçesi ve miktarı bakımından birbirinden farklıydı. Şirketin Türkiye temsilciliği tarafından başlatılan inceleme sonucunda Jannoui görevden uzaklaştırıldı. Hakkında daha sonra açılan dava, Cumhuriyet'in onuncu yılı dolayısıyla çıkarılan 1933 tarihli genel af kapsamında sonuçlandırılamadı. Olaylara rağmen CIWL'nin Türkiye'deki yataklı vagon hizmetleri 1933'te sona ermedi; bu hizmetler 1971'de sözleşmenin bitmesinin ardından TCDD tarafından devralındı.[1][3]

Vagon-Li şirketi ve Türkiye'deki faaliyetleri

[değiştir | kaynağı değiştir]
Image
Vagon-Li adıyla bilinen CIWL'in tarihî amblemi

Vagon-Li adı, Fransızca wagons-lits (yataklı vagonlar) sözünden Türkçeye geçmişti. Olayın yaşandığı işletme, ayrı bir Türk şirketi değil, uluslararası demiryolu yolculuklarında yataklı ve yemekli vagon hizmetleri sunan Compagnie Internationale des Wagons-Lits / Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi (CIWL)'nin Türkiye'deki bürolarıydı. Georges Nagelmackers tarafından 1870'lerde geliştirilen girişimden doğan CIWL, 1876'da Belçika'da kuruldu; daha sonra Fransa merkezli olarak faaliyet gösterdi. Şirket, Şark Ekspresi (Orient Express) başta olmak üzere Avrupa'yı İstanbul'a bağlayan uluslararası tren hizmetleriyle tanındı.[4][5]

CIWL'nin Osmanlı topraklarıyla ilişkisi, 1883'te başlayan Şark Ekspresi bağlantılarına dayanıyordu. İlk yıllarda İstanbul'a erişim için tren ve deniz yolculuğunun birlikte kullanılması gerekiyordu; 1889'da doğrudan demiryolu bağlantısı kuruldu. Cumhuriyet döneminde şirket, uluslararası trenlerin yanı sıra Türkiye içindeki seferlerde de yataklı ve yemekli vagon hizmetleri sundu. 1924'te Haydarpaşa–Ankara güzergâhında yataklı vagon seferleri başlatıldı; bu hizmeti izleyen yıllarda yemekli vagon uygulamaları izledi. Şirketin İstanbul'daki bilet satış büroları, Ankara yönündeki yolculuklar için de hizmet veriyordu.[5][6]

1933'te anlaşmazlığın yaşandığı Beyoğlu bürosunun yanı sıra şirketin Galata/Karaköy ve Haydarpaşa çevresinde de büroları bulunuyordu. CIWL'nin farklı ülkelerde hizmet veren uluslararası yapısı gereği büro ve genel merkez arasındaki yazışmalarda Fransızca kullanılıyordu. Bununla birlikte, şirketin uluslararası niteliği, Türkiye'deki çalışanlarla ve müşterilerle ilişkilerinde Türkçenin bütünüyle dışlanmasını gerektiren bir hukuki yetki sağlamıyordu.[1]

Türkçenin ticari hayatta kullanılması ve dil politikaları

[değiştir | kaynağı değiştir]

Lozan Antlaşması'yla kapitülasyonların kaldırılmasının ardından yabancı şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti'nin mevzuatına tabi olması, kamuoyunda millî egemenliğin ekonomik ve hukuki boyutlarından biri olarak ele alınıyordu. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkçenin resmî ve kamusal alanlarda yaygınlaştırılmasına yönelik adımlar da bu tartışmalara eşlik etti. 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kurulmasıyla dil reformuna ilişkin faaliyetler hız kazandı.[1][7]

Türkçenin şirket faaliyetlerinde kullanımına ilişkin düzenlemeler Cumhuriyet'ten önce başlamıştı. 1916 tarihli Müessesât-ı Nâfia ile İmtiyazsız Şirketler Muhaberât ve Muamelâtında Türkçe İstimâli Hakkında Kanunun ardından 10 Nisan 1926'da 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun kabul edildi. Kanunun 2. maddesi, yabancı şirketlerin Türk kurumları ve Türk vatandaşlarıyla yaptıkları işlem, yazışma ve temaslarda Türkçe kullanmalarını öngörüyordu. 3. madde, bu şirketlerin işlemlerinde Türkçeye ek olarak başka bir dil kullanmalarına da izin veriyordu. Kanunun 5. maddesiyle 1916 tarihli düzenlemenin ilgili hükümleri 1 Ocak 1927'den itibaren yürürlükten kaldırıldı. Dolayısıyla 1933'te uygulanacak hukuki çerçeve değerlendirilirken 1926 tarihli kanunun hükümleri esas alınmalıdır.[8]

Vatandaş Türkçe konuş! kampanyası ise olaydan önce, 1928'de Dârülfünûn çevresindeki girişimlerle başlamıştı. Türkçenin toplumsal yaşamda yaygınlaştırılmasını amaçlayan kampanya, özellikle İstanbul gibi farklı dillerin konuşulduğu kentlerde çeşitli toplumsal tepkilere yol açtı. Araştırmalarda, kampanyanın bir yandan ortak bir kamusal dil oluşturma hedefi taşıdığı, diğer yandan özellikle Yahudiler başta olmak üzere ana dili Türkçe olmayan yurttaşlar üzerinde dilsel ve toplumsal baskılar doğurduğu belirtilmiştir. Vagon-Li Olayı, bu tartışmaların yeniden yoğunlaşmasında etkili oldu; kampanya 1933'te ilk kez başlatılmadı.[7][9]

Olayın gelişimi

[değiştir | kaynağı değiştir]

Naci Bey ile müdür arasındaki anlaşmazlık

[değiştir | kaynağı değiştir]

Şaduman Halıcı'nın dönem gazetelerine dayanarak aktardığına göre olay, 23 Şubat 1933'te CIWL'nin Beyoğlu şubesinde meydana geldi. Şube çalışanlarından Naci Bey, Ankara treninde yer arayan bir müşteriye bilet temin etmek için şirketin diğer bürosuyla görüştü. Müşteriyle ve bürodaki bir başka memurla Türkçe konuşması, şube müdürü Dr. Gaétan Jannoui'nin tepkisini çekti. Jannoui, iş yerinin resmî dilinin Fransızca olduğunu ileri sürerek çalışanı uyardı. Naci Bey ise Türkiye'de Türkçe konuşma hakkı bulunduğunu söyleyerek karşı çıktı.[1]

Naci Bey'in anlatımına göre Jannoui önce 25 kuruş para cezası verdi, ardından itiraz etmesi üzerine onu 15 gün görevinden uzaklaştırdı. Şubedeki diğer çalışanların karara itiraz ettiği, ancak müdürün geri adım atmadığı aktarıldı. Jannoui ise basına yaptığı açıklamada müşterilerle ilişkilerde yaşandığını düşündüğü aksaklıklar yüzünden Naci Bey'den Fransızca bilgi istediğini, 10 kuruş ceza verdiğini ve başlangıçta 15 gün olan uzaklaştırmayı 7 güne indirdiğini savundu. Ayrıca Türklere hakaret ettiği ve Türkçe öğrenmeye karşı olduğu yönündeki suçlamaları reddetti. Böylece tarafların beyanları hem tartışmanın içeriği hem de cezanın miktarı ve süresi bakımından farklılaştı.[1]

Müdürün adı dönemin gazetelerinde ve sonraki yayınlarda Jannoui, Jannoni veya Jannone biçimlerinde yazılmıştır. Bazı ikincil anlatımlarda müdürün Belçikalı olduğu belirtilirken, Halıcı'nın araştırmasında İtalyan ordusunda görev yapmış eski bir subay olduğu aktarılır. Bu nedenle şirketin Belçika kökenli olması ile müdürün uyruğu birbirine karıştırılmamalıdır. Olayın başlangıcı için de kaynaklar arasında 22 ve 23 Şubat tarihleri kullanılır; Halıcı, tartışmayı 23 Şubat'a, gazete haberlerini 24 Şubat'a, başlıca öğrenci gösterisini ise 25 Şubat'a tarihlendirir.[1][2]

Basına yansıması

[değiştir | kaynağı değiştir]

Olay, 24 Şubat'ta İstanbul gazetelerinde geniş yer bulmaya başladı. Cumhuriyet, Vakit, Akşam, Milliyet ve Son Posta başta olmak üzere gazeteler, iş yerindeki Türkçe kullanımının cezalandırılmasını eleştiren haberler ve köşe yazıları yayımladı. Dönemin basınında müdürün davranışı yalnızca bir iş yeri anlaşmazlığı olarak değil, Cumhuriyet'in dil politikalarına ve millî egemenlik anlayışına aykırı bir tutum olarak yorumlandı. Şirketin farklı ülkelerde yerel yöneticiler çalıştırıp çalıştırmadığı ve Türkiye'deki bürolarında yabancı personelin ağırlığı da tartışma konusu oldu.[1]

Cumhuriyet yazarı Yunus Nadi, tepkilerin yabancılara yönelik genel bir düşmanlıktan değil, Türkçenin kullanımını sınırlandıran uygulamaya karşı duyulan rahatsızlıktan kaynaklandığını savundu. Vakitte yazan Mehmet Asım ve Selâmi İzzet ise yabancı şirket yöneticilerinin Türkiye'deki mevzuata uyması gerektiğini vurguladı. Basındaki bu değerlendirmeler, anlaşmazlığın şirket bürosunun dışına çıkarak daha geniş bir kamuoyu tartışmasına dönüşmesinde etkili oldu.[1]

Şirketin Türkiye temsilcisi Hüsnü Sadık Bey, başlangıçta konunun incelendiğini belirterek kesin bir değerlendirme yapmadı. Ardından merkez yönetiminin bilgisine başvuruldu ve şube müdürünün uygulamaları hakkında inceleme başlatıldı.[1]

25 Şubat gösterileri

[değiştir | kaynağı değiştir]

24 Şubat'ta haberlerin yayılmasının ardından Dârülfünûn ve diğer yükseköğretim kurumlarından öğrenciler gösteri hazırlıklarına başladı. 25 Şubat'ta öğrenciler, Beyoğlu'ndaki Galatasaray Lisesi çevresinde toplandı. Millî Türk Talebe Birliği (MTTB)'nin çevresinden katılanlar da gösterilerde yer aldı. Birliğin dönemin yöneticilerinden Ahmet Tevfik İleri protestoların örgütlenmesinde rol oynadı. Öğrencilerin bir kısmı şubenin önüne gitmeden önce yanlarına taş aldı.[1][10]

Göstericiler öğleden sonra şirketin Beyoğlu şubesi önünde toplandı. Topluluk içinden yapılan konuşmalarda Türkçenin Türkiye'de serbestçe kullanılabilmesi gerektiği vurgulandı. Polis müdürü Fehmi Bey ve diğer görevliler topluluğu dağılmaya çağırdı; itfaiye araçlarıyla müdahale edilmeye çalışıldı. Buna rağmen öğrenciler şirket bürosuna taş attı, kepenkleri ve camları kırdı, içeri girerek mobilya ve telefonlar dâhil çeşitli eşyalara zarar verdi. İçeride asılı olan Mustafa Kemal'in portresi de göstericiler tarafından alınarak dışarı çıkarıldı.[1][10]

Protestocular, Türk bayrakları ve Mustafa Kemal'in portresiyle Karaköy'deki şirket şubesine yöneldi; buranın da camları kırılarak büroda tahribat yapıldı. Ardından Bâb-ı Âli çevresindeki gazete binalarının önüne gidildi. Cumhuriyet binası önünde gazeteci ve yazar Peyami Safa, göstericileri destekleyen bir konuşma yaptı. Kalabalık daha sonra Halkevine uğrayarak aldığı portreyi teslim etti. Bir grup öğrencinin Haydarpaşa'daki şirket bürosuna da gittiği, burada ise yeni bir tahribat yaşanmadığı kaydedildi.[1]

Gösterilerde kullanılan sloganlar, millî egemenlik ve Türkçenin kullanımına ilişkin talepler etrafında şekillendi. Bununla birlikte, protestoların şirket bürolarında meydana gelen maddi tahribat ve güvenlik güçleriyle yaşanan karşılaşmalar gibi şiddet içeren yönleri de vardı. Dönem gazetelerinin bir bölümü öğrenci tepkilerini desteklerken bazı yazarlar şiddete başvurulmasını ayrıca değerlendirdi.[1][7]

Tepkiler ve soruşturmalar

[değiştir | kaynağı değiştir]

Ülke genelindeki yankılar

[değiştir | kaynağı değiştir]

İstanbul'daki gösteriler, diğer kentlerdeki öğrenci ve sivil topluluklardan da destek gördü. Bursa'daki gençler Halkevinde toplanarak Mustafa Kemal'e ve MTTB'ye destek telgrafları gönderdi. Polatlı, Çanakkale ve Adana'dan yapılan açıklamalarda da İstanbul'daki protestolara destek verildi. Mersin'de basın yoluyla Türkçe kullanımının yaygınlaştırılması çağrıları yapıldı. Böylece başlangıçta tek bir şirket bürosunda ortaya çıkan iş yeri anlaşmazlığı, ülke çapında tartışılan bir meseleye dönüştü.[1]

Gösterilerin ardından yabancı dildeki ticari tabelalar ve yabancı şirketlerin personel politikaları yeniden gündeme geldi. Dârülfünûn Hukuk Fakültesindeki bazı öğrenciler, Türkçenin kamusal yaşamda kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla Türkçeyi Konuşturma Cemiyeti kurma girişiminde bulundu. Diğer öğrenciler de Dil Mücadele Cemiyeti kurulmasını önerdi. Bu girişimlerin tartışılması, her iki adla sürekli faaliyet gösteren kuruluşların fiilen kurulduğu anlamına gelmez.[1]

Olay, 1928'de başlayan Vatandaş Türkçe konuş! kampanyasına yeniden görünürlük kazandırdı. Türkçenin ortak kamusal dil olarak kullanılmasını destekleyen açıklamaların yanında, farklı ana dillere sahip yurttaşlara yönelik uyum talepleri ve toplumsal baskılar da gündeme geldi. Bu nedenle Vagon-Li Olayı'nın dil politikaları üzerindeki etkisi, yalnızca yabancı sermayeli bir şirkete yönelen protesto olarak değil, Cumhuriyet dönemindeki vatandaşlık ve dil tartışmalarının bir parçası olarak incelenmektedir.[7][9]

Öğrencilere yönelik işlemler

[değiştir | kaynağı değiştir]

Gösterilerin ardından güvenlik görevlileri bazı öğrencileri gözaltına aldı. Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada göstericilerin kolluk görevlilerine karşı tutumu ve şirket bürolarında meydana gelen zarar incelendi. 26 Şubat'ta hâkim gözetiminde yapılan keşifte Karaköy (Galata) şubesindeki zarar yaklaşık 1.200 lira, Beyoğlu şubesindeki zarar ise yaklaşık 3.000 lira olarak hesaplandı. Soruşturma kapsamında ifadeleri alınan 15 öğrenci, şirketin zarar nedeniyle şikâyette bulunmaması üzerine serbest bırakıldı. Bu sayılar ve zarar tutarları, dönemin soruşturma ve basın kayıtlarına dayanmaktadır.[1]

Müdürün görevden alınması ve yargılama

[değiştir | kaynağı değiştir]

Şirketin Türkiye temsilcisi Hüsnü Sadık Bey'in incelemelerinde Jannoui'nin şubede Fransızcanın kullanılmasına öncelik veren bir yönerge uyguladığı belirlendi. Jannoui, Avrupa'daki şirket merkezinin incelemesi tamamlanıncaya kadar görevinden uzaklaştırıldı; Beyoğlu şubesinin yönetimine Karaköy'deki şubenin müdürü Talât Bey getirildi. Paris merkezinin gönderdiği temsilci Touchefe, 28 Şubat'ta İstanbul'a gelerek ilgililerle görüştü. Müdürün durumu yönetmekte başarısız olduğunu belirten şirket temsilcisi, Jannoui'nin görevine devam etmesinin mümkün olmadığını açıkladı. Şirket, yeni Türk çalışanlar aramaya da başladı.[1]

Basında, Jannoui'nin şirkette tercümanlık yapan Necmettin Bey'e de Türklere yönelik aşağılayıcı sözler söylediğine ilişkin iddialar yer aldı. Necmettin Bey'in bu nedenle savcılığa başvurduğu bildirildi. Bunlar, olayla ilgili yürütülen soruşturmalarda gündeme gelen iddialardı; dönemin gazetelerinde aktarılan her söz kesinleşmiş mahkeme bulgusu olarak değerlendirilmemelidir.[1]

Naci Bey'e verilen ceza kaldırıldı ve çalışan yeniden göreve başladı; ardından şirketin Galata şubesinde görevlendirildi. Diğer yandan Jannoui hakkında Türklüğe hakaret suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ilk duruşması Temmuz 1933'te yapıldı. Jannoui duruşmaya katılmazken avukatı hazır bulundu ve tanıklar dinlendi. Ancak Cumhuriyet'in ilanının onuncu yılı için 26 Ekim 1933'te kabul edilen genel af, yargılamanın sürdürülmesini engelledi. Dolayısıyla müdür hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verildiği söylenemez.[1]

Sonuçları ve tarihsel değerlendirme

[değiştir | kaynağı değiştir]

CIWL'nin Türkiye'de faaliyet göstermeye devam etmesi

[değiştir | kaynağı değiştir]

Vagon-Li Olayı, şirketin İstanbul şubesinin yönetiminde ve kamuoyu karşısındaki tutumunda değişikliklere yol açtı. Bununla birlikte, şirketin 1933 olaylarının ardından Türkiye'den çıkarıldığı, Türkiye'deki bütün faaliyetlerinin yasaklandığı veya o tarihte devletleştirildiği yönündeki anlatımlar tarihsel kayıtlarla örtüşmemektedir. Şirketin Türkiye'de yataklı vagon hizmetleri sonraki on yıllarda da sürdü.[1][3]

Dünya Bankasının 6 Nisan 1973 tarihli Türkiye demiryolları değerlendirmesine göre, Wagons-Lits Cook şirketi 49 yataklı vagonla Türkiye'de hizmet veriyordu. Şirketle yapılan sözleşmenin 1971'de sona ermesinden sonra bu hizmetlerin işletmeciliğini TCDD devraldı. TCDD geçiş döneminde şirkete ait kiralık vagonları kullanmayı sürdürdü; kurumun üretmeyi planladığı yeni yataklı vagonlardan ilki Nisan 1972'de hizmete girdi. Bu devir, 1933'teki protestolardan doğrudan kaynaklanan bir yasaklama ya da şirketin bütünüyle kamulaştırılması olarak nitelendirilemez.[3]

Dil politikaları ve öğrenci hareketleri açısından önemi

[değiştir | kaynağı değiştir]

Tarih araştırmalarında Vagon-Li Olayı, Türkiye Cumhuriyeti'nin erken döneminde yabancı şirketlerin faaliyetlerinin millî egemenlik anlayışıyla ilişkilendirilmesi, Türkçenin kamusal kullanımına verilen önem ve üniversite gençliğinin siyasi-toplumsal gösterilerde üstlendiği rol bakımından ele alınır. Şaduman Halıcı, olayın dil reformuna ilişkin kamuoyu duyarlılığını ve yabancı şirketlerin mevzuata uyma yükümlülüğünü görünür hâle getirdiğini vurgular. Hakan Uzun ise 1933'teki Vagon-Li ve Razgrad olaylarına yönelik gösterileri, dönemin Cumhuriyetçi gençlik anlayışı ve öğrencilere yüklenen toplumsal görev çerçevesinde inceler.[1][7]

Dil kampanyalarını ele alan daha sonraki araştırmalar, ortak dilin yaygınlaştırılması talebinin yanı sıra bunun Türkçe dışındaki dilleri konuşan yurttaşlar üzerindeki etkilerine de odaklanmıştır. Bu açıdan olay, bir çalışana verilen disiplin cezasından başlayarak basın kampanyasına, öğrenci seferberliğine, büroların tahribine, adli soruşturmalara ve daha geniş vatandaşlık tartışmalarına uzanan bir süreci ifade eder. Şirketin hukuki durumu, dönemin dil politikaları ve gösterilerin toplumsal sonuçları birbirinden ayrılarak değerlendirildiğinde olayın Türkiye tarihindeki yeri daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır.[2][9]

Ayrıca bakınız

[değiştir | kaynağı değiştir]
  1. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 Halıcı, Şaduman (2007). "Vagon Li Olayı: Türkçe'ye Yapılan Hakarete Basının ve Gençliğin Tepkisi". Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları (11): 63–7726 Ekim 2026.
  2. 1 2 3 Altuncuoğlu, Neslihan (15 Haziran 2021). "Ulusal Basın Ekseninde Atatürk Dönemi Öğrenci Hareketleri (Vagon-li Olayı Örneği)". OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. 17 (38)26 Ekim 2026.
  3. 1 2 3 Appraisal of a Railway Project: Turkey (PDF) (İngilizce). International Bank for Reconstruction and Development / International Development Association. 6 Nisan 1973. s. Ek 6, s. 7 (PDF s. 81). Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
  4. ↑ "Compagnie Internationale des Wagons-Lits" (İngilizce). Science Museum Group. Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
  5. 1 2 "The Orient Express: the art of travel" (İngilizce). SNCF. 22 Ağustos 2024. Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
  6. ↑ "Yolculuğun keyfe dönüştüğü anlar; yemekli-yataklı vagonlar". Kent ve Demiryolu. Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
  7. 1 2 3 4 5 Uzun, Hakan (2009). "Cumhuriyet Gençliğinin Misyonu Çerçevesinde 1933 Yılı Vagon-Li ve Razgrad Olayları". Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. 6 (3): 57–81. doi:10.1501/MTAD.6.2009.3.33.
  8. ↑ "İktisadî müesseselerde mecburî Türkçe kullanılması hakkında kanun (Kanun No. 805)" (PDF). Türkiye Büyük Millet Meclisi. 10 Nisan 1926. s. 556. Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.
  9. 1 2 3 Gülbak, Okan; Kaba, Tuğçe (28 Aralık 2024). "Ulus devlet inşasında dil birliği çabalarının basındaki yansımaları: "Vatandaş Türkçe konuş!" kampanyası". İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 23 (51)26 Ekim 2026.
  10. 1 2 "Ahmet Tevfik İleri (1911–1961)". Atatürk Ansiklopedisi. Erişim tarihi: 26 Ekim 2026.

Konuyla ilgili yayınlar

[değiştir | kaynağı değiştir]
  • Sevgisunar, M. Kemal (2009). Türkiye'de siyasetin bilgi ve belge yönetimi alanına etkileri. Türk Kütüphaneciler Derneği. ISBN 978-975-6351-33-8. 
  • Cafer Ulu, Türkiye Cumhuriyeti'nde Ermeniler, Atatürk Araştırma Merkezi, 2009, s. 213–214.

Dış bağlantılar

[değiştir | kaynağı değiştir]